2 Şubat 2012 Perşembe

Bahar Alerjisi Olanlara Öneriler

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte birçok insanın şikayet ettiği bahar alerjisi, burun akıntısı, solunum yollarındaki rahatsızlıklar, astım ve alerjiye bağlı kaşıntının papatya, andız bitkisi, civanperçemi, ...

Iğdır Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve ''Şifalı Bitkiler'' kitabı yazarı Prof. Dr. Yusuf Zeynelov, bahar alerjilerinin ağaç ve bitkilerden yayılan polenlere bağlı olarak meydana geldiğini, ancak asıl nedenlerinden birinin de vücuttaki vitamin yetersizliğinden kaynaklandığını belirtti.

Zeynelov, yaz aylarında tüketilen taze meyve ve sebzenin kışın bulunmaması nedeniyle insanların bünyelerinin zayıfladığını dile getirdi.

Vitamin yetersizliğinin vücuttaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına, bunun da alerjik hastalıkların daha kolay yerleşmesine neden olduğunu kaydeden Zeynelov, polenin ise ağaç ve bitkilerin yanı sıra evdeki halı, yorgan, yastık gibi yünlü bir çok malzemede bulunabileceğini söyledi.

Bahar alerjisine karşı şifanın doğada olduğunun altını çizen Zeynelov, Türkiye'nin bir çok yerinde bulunabilen andız bitkisinin alerjik hastalıklara en iyi gelen bitki olduğunu söyledi.
Andız bitkisinin kökünün ve çiçeğinin tedavi için kullanılabildiğini belirten Zeynelov, ayrıca papatyanın da iyi bir antibiyotik olması dolayısıyla vücuttaki mikroorganizmaların canlandırılması amacıyla her zaman kullanılabileceğini ifade etti.

Zeynelov, civanperçemi otu olarak bilinen bitkinin Türkiye'de yaklaşık 80 çeşidinin bulunduğunu, Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan 16 çeşit civanperçemi otundan ancak 7 çeşidinin tedavi amacıyla kullanılabildiğini ve bu bitkinin de alerjik hastalıklar için çok faydalı olduğunu söyledi.

Alerji tedavisinde huş ağacının tomurcuk ve yapraklarının da kullanıldığını anlatan Zeynelov, huş ağacının tomurcuklarının mutlaka Nisan ayında toplanması ve hemen tüketilmesi gerektiğini bildirdi.

Alerjik hastalıklarla ortaya çıkan kaşıntı ve sivilce sorununun da doğal çözümü olduğunu kaydeden Zeynelov, bu hastalık için de kırlangıç otunu önerdi.
Bahar aylarında bol miktarda bulunan Kırlangıç otundan alınan sütün direk sivilcelere uygulanmasıyla rahatsızlığın bir kaç saat içinde geçtiğini ileri süren Zeynelov, kırlangıç otunun yapraklarının kaynatılarak bir bezle vücuda uygulanmasıyla da hastaların şifa bulacağını belirtti.



''Bitkileri taze tüketin''

Kendisinin sadece eğitim öğretim hayatı değil, çocukluğundan bu yana bitkilerle uğraştığını ve ''bu işe ömrünü verdiğini'' söyleyen Doç. Dr. Zeynelov, bitkisel tedavi de en önemli konunun bitkilerin taze ve zamanında toplanması olduğunu vurguladı.

''Her bitkinin bir zamanı vardır ve bu bitkiler zamanına göre hastalıklara şifa olabilir'' diyen Zeynelov, zamanında toplanmayan, zamansız kurutulan bitkilerin de faydası olabileceğini ancak zamanında toplanan bitkiye göre faydasının çok az olacağına dikkati çekti.

Zeynelov, bitkilerin kurutulacaksa da en iyi zamanında toplanarak kurutulması gerektiğini bildirdi.

''Kabalak kabızlığa, kızılağaç şekere iyi gelir"

''Şifalı Bitkiler'' adıyla bir de kitap yazan Prof. Dr. Yusuf Zeynelov, bitkilerin en az 10 yıl denendikten sonra faydalarıyla ilgili bilgi verebildiğini belirterek, bazı bitkilerin faydalarını şöyle sıraladı:

Kabalak (Deve Tabanı): Astım hastalıklarının yanı sıra mide ve bağırsaktaki kabızlık sorununa iyi geliyor. İçinde yoğun kobalt maddesi bulunduğu için saçın beyazlanmasında da kullanılıyor. Kökü ve sürgünleri kullanılan bitkinin kökü mart aylarında sürgünleri ise Haziran'a kadar tüketilebiliyor. İlk bu bitkiyi yiyenlerin kökünü direk yememeleri, yoğurtla birlikte yenmesi tavsiye ediliyor. Kanser hastalığını önceden engelleyen en güçlü bitkilerden biri olarak biliniyor.

Kızılağaç: Şeker hastalığına iyi geliyor.

Isırgan otu: Antibiyotik özelliği var, ancak faydalı olması için zamanında toplamak ve kurutmak çok önemli. İltihap sökücü yönü de bulunan otun bağırsakları rahatlatıcı, kanseri sakinleştirici etkilerinin de olduğu ifade ediliyor. Bruselloz hastalığına yüzde 70 oranında şifa olduğunu söyleyen Zeynelov, kendisine gelen her 10 hastadan 7'sini ısırgan otuyla tedavi ettiğini belirtiyor. Isırgan otu ayrıca saç dökülmesinin önüne geçmek için de kilit önemde...

Çakşır: Cinsel gücü artırıcı özelliğiyle tanınıyor. Nisan ayında çıkan çakşırın kan hareketini hızlandırıcı ve damar tıkanıklığını önleyici etkileri de olduğu bildiriliyor.

Kaz ayağı (tere): Mayıs ayında toplanması gereken bu bitkinin, mayıs ayı dışında toplanması halinde hiç bir faydasının olmayacağı belirtiliyor. Şekeri önleyen ve kandaki şeker oranını düşürdüğü belirtiliyor.

Kekik: Hem kokusu hem de verdiği lezzet nedeniyle yemeklerde tercih edilen bu bitki, bağırsak ve midenin rahatlaması için önemli. Kekiğin kesinlikle tam çiçek açtığı zaman toplanması gerekiyor.

Gileburu: Hemeroid hastalığına iyi geliyor. Özellikle Nisan ayında toplanması ve kurutulması gerekiyor.

Prof. Dr. Zeynelov, zamanında toplanmış bu bitkinin 3-5 gün içinde hemeroid hastalığını kesin tedavi ettiğini belirtti.

-TURKTİMEBahar Alerjisi Olanlara Öneriler

Selülitler ve Uzmanından Altın Öneriler

Genellikle estetik bir sorun gibi algılanan selülit bilinenin aksine, oluştuğu bölgede kan dolaşımını engellediği için varis, damar tıkanıklığı, kronik ağrılar, kan dolaşımı bozukluğuna bağlı cilt hastalıklarına yol açan, kas ve kemik dokusunun kanlanmasına neden olan bir hastalık çeşidi.     
   
Estetik Uzmanı Dr. Nihat Dik, selülitin deri altı dokuda biriken yağ olduğunu, bu yağ dokusuna bağlı olarak da bölgede sıvı biriktiğini, biriken sıvılar o bölgede dolaşımı yavaşlattığı için daha fazla yağ birikmesine yol açtığını ve kısır döngüye girdiğini söyledi.         Dik, selülitin, ''hidro'' (su), ''lipo'' (yağ), ''distrofi'' (görüntü bozukluğu) kelimelerinin birleşiminden oluşan tıptaki adının ''hidrolipodistrofi'' olduğunu belirtti.         Gözle görülen selülit dokusunun, sırf yağ nedeniyle girintili-çıkıntılı bir görünüm ortaya çıkarmadığını anlatan Dik, dokudaki yağ hücrelerinin suyu çekip tamamen suyla şişip dolaşımı bozması nedeniyle selülitin oluştuğunu ifade etti.
        
4 EVREDEN OLUŞUYOR         Selülitin 4 evresi bulunduğunu belirten Dik, şunları anlattı:          ''Görünüm düzgün ve girinti-çıkıntı yoksa, tamamen pürüzsüzse, bu selülitsiz bir cilttir ve evre sıfır olarak tanımlanır. Elinizin arasında sıktığınız dokuda düzensizlik var, ayaktayken yoksa bu 1. evre selülit tipidir. Ayakta iken dokuyu sıkmadan bile selüliti görebiliyorsak bu 2. evre selülit tipidir. Bu evrede yatarken selülit görünmez. Hem ayakta hem de yatarken baktığımız zaman dokuda düzensizlik gözle görülüyorsa, bu 3. evre selülit tipidir.      Kanda östrojen hormonunun dolaşması, selülit oluşması için yeterli bir nedendir. Kadınsan, selülit ile karşılaşırsın. Kilolu ya da zayıf kadın olmak hiç farketmiyor. Selülit oluşması için kişinin illa şişman olması gerekmiyor.
        
''KİLO VEREREK SELÜLİTİ YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL''Selülit, 14 yaşından itibaren, özellikle de ergenlik çağında hormonların çalışmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkıyor. Selülitte birinci risk faktörü kadın olmak. İkinci faktör ise genetik faktörler. Etnik faktörler de selülitte rol oynuyor. Akdeniz ırkında, baseni daha geniş olan kadınlarda daha fazla selülit oluşma riski var. Spor yapmayan, hareket etmeyen, statik hayatları olan ve beslenme alışkanlığı kötü olanlarda da görülüyor.
        
''SELÜLİT BİR HASTALIK''         Selülit, oluştuğu bölgede kan dolaşımı ve lenfatik drenajı (Şm, toksik maddeler ve yağların bölgeden atılmasını sağlayan masaj) engellediği için, o bölgede kan sirkülasyonunu da azaltır. Buna bağlı olarak varis oluşması, damar tıkanıklığına, müzmin, kronik ağrılara sebep olur. Bölgedeki kan dolaşımı bozukluğuna bağlı olarak cilt hastalıklarına neden olabilir. Kas ve kemik dokusunun kanlanmasını dahi etkileyebilir.''Selülit iltihabına birinci ya da ikinci evrede çok rastlanmadığını, genelde üçüncü ya da dördüncü evredeki selülitli dokularda, kan dolaşımı bozukluğuna bağlı olarak o bölgede enfeksiyon geliştiğini anlatan Dik, ''Sonuçta kan dolaşımı bozuk olan her doku, enfeksiyona açık demektir. Bu durumda da alınan antibiyotikler tedavi etmeye yetmiyor. Ancak PPC yani soya lesitininden elde edilen kremlerle bu sorunu azaltmak mümkün olabiliyor'' dedi.
        
UZMANINDAN 37 ALTIN ÖNERİ1. Sabah kalkar kalkmaz ve akşam yatmadan önce ılık su içine limon sıkıp için.        
2. Televizyon karşısında ya da kitap okurken atıştırmayın.        
3. Azar azar ve sık sık yemeyi tercih edin, asla aç kalmayın. Dengeli ve düzenli beslenmeyin, tek tip gıda tüketiminden vazgeçin.        
4. Asla çok düşük kalorili ve şok diyetler uygulamayın.        
5. Kahvaltınızı kuvvetli akşam yemeğinizi çok hafif yemeyi tercih edin.        
6. Soya lesitini (PPC) içeren kremler kullanın.        
7. Bol su için. Öğünlerden 30 dakika önce 1-2 bardak su için. Yemek sırasında ise su içmeyin.        
8. Tuz tüketimini azaltın.        
9. Kese yapın, sıcak ve soğuk duş alın.        
10. Çay, kahve, kola, soda, meşrubat ve alkol tüketimini azaltın.        
11. Taze sıkılmış meyve suları ve bitki çaylarını tercih edin.        
12. Haftada 4- 5 gün 30-45 dakikalık tempolu yürüyüş yapın.        
13. Yüksek topuklu ayakkabılar ve dar giysileri tercih etmeyin.        
14. Meyvenizi yemek aralarında yemeyi tercih edin.        
15. Porsiyonlarınızı azaltın.        
16. Yemekten hemen sonra dişlerinizi fırçalayın.        
17. Sakız çiğnemeyin, çok çabuk acıktırır.        
18. Kullanmak istediğiniz cihazların hangi tip selülit için olduğunu ve selüliti giderme yöntemini mutlaka öğrenin.        
19. Elma, armut ve bunun gibi meyveleri lifli oldukları için kabukları ile yiyin.        
20. Beyaz ekmek yerine, kepek ekmeği tercih edin.        
21. Süt, peynir, yoğurt gibi ürünlerin light olanını tercih edin.        
22. Doğal şeker yerine, tatlandırıcılar kullanın.        
23. Sofranızdan yeşil sebze ve meyveyi eksik etmeyin.        
24. Kırmızı et yerine beyaz eti tercih edin.        
25. Katı yağlar yerine, zeytinyağı kullanın.        
26. Kızartma yerine ızgara, buğulama, haşlama ya da fırında pişirmeyi tercih edin.         
27. Yağlı şekerli ve unlu pastane ve bakkaliye ürünlerinden kaçının.        
28. Kuruyemiş sakatat şarküteri ürünleri sos ve kremalardan uzak durun.        
29. Dolaşımı engellediği ve oksijen oranını azalttığı için sigara içmeyin.        
30. Düzenli egzersiz yapmaya özen gösterin.        
31. İdeal kiloda olduğunuz günlerinizdeki bir resminizi buzdolabına yapıştırın.        
32. Akşam yemeğini çok geç saatlerde yemeyin.       
33. Selülitli bölgeye mutlaka masaj yapın.        
34. Çok hızlı yemeyin.       
35. Yediklerinizi mutlaka not edin.        
36. Haftada bir gün tartılın.        
37. Kendinizi çok sevin ve asla umutsuzluğa kapılmayın.
-ntvmsnbc Selülitler ve Uzmanından Altın Öneriler

Dünyanın En Güzel Kadını Seçildi

ABD'li şarkıcı ve oyuncu Jennifer Lopez, magazin dergisi ''People''ın yayımladığı ''Dünyanın En Güzel Kadını'' listesinin ilk sırasında yer aldı.        
Derginin her yıl yayımlanan listesinin en tepesine güzelliğiyle adını yazdıran Lopez, daha önce yine aynı unvanı kazanmış olan Halle Berry, Jennifer Garner ve Beyonce Knowles gibi ünlerin arasında yerini aldı.       
41 yaşındaki ünlü yıldız, ''Mutluyum. 25 yaşında olmadığımdan dolayı gururluyum'' dedi. 
-ntvmsnbc Dünyanın En Güzel Kadını Seçildi

Çok Daha Güzel Cildin Sırrı

Daha güzel, daha genç, daha aydınlık bir cilt, profesyonel bakımla mümkün olabiliyor.
Uzmanlar, lekeli ciltlere üzüm çekirdeği, dut ve meyan kökü ekstresi ile bakım ve orta derinlikte peeling; kuru ciltlere jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masaj; yağlı ve akneli ciltlere ise beyaz kil maskesi ile deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi ile bakım ile genç ve sağlıklı bir cilt ile zamana meydan okunulabileceğini belirtiyor.
Normal cilde oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılırken; hassas cilt bakımında yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcıların kullanılabileceği ve K vitamini ile damar duvarlarının güçlendirilebileceğini ifade ediliyor.
Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Muhterem Polat, derinin organizmayı dış etkenlere karşı koruyan, sıvı ve ısı dengesini sağlayan, salgı yapan, duysal ve immünolojik işlevi olan, insan vücudunun yaklaşık 2 metrekaresini kaplayan en büyük organ olduğunu söyledi.Çevredeki değişikliklerden ilk olarak cildin etkilendiğini, cildin iç ve dış ortam arasında bariyer görevi yaptığını belirten Polat, çevresel ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayamayan cildin zamanla inceldiğine ve yıprandığına dikkati çekti. Polat, cildin, güneş ışınları, olumsuz çevre koşulları, uzun süreli rahatsızlıklar ve ilaç kullanımı, hormonlu gıdalar, dengesiz beslenme ve sigara gibi etkenlerle yıprandığını dile getiren Polat, zamanla ciltte kırışıklıklar, sararma, kahverengi lekeler, ince kırmızı damarlanmalar gibi renk değişikliği, gevşeklik ve esneklik kaybı gözlendiğini ve bu durumun bakımsızlık halinde daha da hızlandığı uyarısında bulundu.
Polat, zamanın ve olumsuz faktörlerin cilde vereceği zararın azaltılması ya da geciktirilmesinin cilt yapısına uygun bakımla mümkün olduğunu belirterek, cilt bakımının yanlış uygulandığında da zararlı olabileceğini belirtti.
KURU CİLT, ERKEN KIRIŞMAYA MÜSAİTBakımın, kişinin cilt tipine göre yapılması gerektiğinin altını çizen Polat'ın verdiği bilgiye göre, kozmetik kullanımına ya da güneş hasarına bağlı, gebelik sırasında veya ilaçlara bağlı oluşan lekeli ciltlere pretinol, glikolik bileşik, vitamin C, vitamin E, üzüm çekirdeği ekstresi, dut ve meyan kökü ekstresi aktif içerikleri ile temel bakım öneriliyor. Aydınlatıcı komplex serum ve maskeler kullanılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular uygulanıyor. Daha iyi sonuçlar için orta derinlikte peeling yapılması tavsiye ediliyor.
Gözenekler küçük, ince bir üst deriye sahip, yağ salgısı normalin altında özellik taşıyan, mat ve nem oranı düşük kuru ciltler, erken kırışmaya müsait oluyor. Soğuk hava, rüzgar, uv ışınları, kötü hava şartları cildin kötüleşmesine yol açabiliyor. Kuru ciltlerde erken yaştan itibaren bilinçli bir bakım uygulanırsa, erken yaşlanmanın önüne geçilebiliyor.
Kuru cilt bakımında, nazikçe cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor. Vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, co-enzyme Q-10 aktif içerikleri ile serbest oksijen radikalleri gideriliyor, allantoin, bisabolol, maya extract aktif içerikleri ile yatıştırılıyor. Cilt özelliğine göre maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Hyaluronik asit ve gliserin ile nemlendiriliyor, jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masajdan sonra UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular öneriliyor.
YAĞLI CİLTLERDE SARKMA RİSKİ YÜKSEKParlak görüntülü yağlı ciltlerde ise parlaklık yüzün her bölgesinde görülüyor ve gözeneklerin içi dolu, siyah nokta ve sivilce oluşumuna müsait oluyor. Yağlı cilt, daha uzun süre diri kalıyor, daha az çizgi oluşabiliyor, ancak bakımına dikkat edilmezse sarkma riski artıyor. Yaşlandıkça kırışıklıktan çok derin çizgiler belirgin hale geliyor.
Glikolik bileşik, cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı ve genç bir görünüm sağlıyor, genişlemiş gözeneklerin görünümü azalıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucudur. Aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği bulunuyor. Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını teşkil ediyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi de yağlı ciltlerde öneriliyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekler ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular ile yağlı cilt bakımı tamamlanıyor.
OLGUN CİLTLERİN BAKIMINDA ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ EKSTRESİKadınların ciltlerinde, menopoz öncesinde, sırasında ve sonrasında hormonal değişikliklere bağlı olarak sivilcelenme, tüylenme, lekelenme  ya da çizgilerin çoğalması gibi durumlar gelişebiliyor.
Olgun cilt bakımında cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor, E vitamini, Co-enzyme Q-10, C vitamini, üzüm çekirdeği ekstresi, yeşilçay özü, papaya enzimi, retinyl palmitate aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Peptid içeren serumlar, lifting maskeler ile bakımın etkinliğini arttırdıktan sonra yine koruyucular sürülüyor.
NORMAL CİLTLERE AVOKADO YAĞI İLE MASAJIOrtalama gözenekli normal ciltlerde ise burun ve çenede daha çok gözenek olabiliyor, ancak siyah nokta ve sivilce sorunu görülmüyor. Yaş ilerledikçe derinin güzelliğini ve kalitesini kaybetmemesi için genç yaşlardan itibaren koruyucu bakım uygulanması ve doğru bakım ürünleri ile cildin desteklenmesi tavsiye ediliyor.
Normal cilt bakımında da cilt, ölü hücrelerden arındırıyor, temizleniyor ve vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, aloe vera, co-enzyme Q-10, allantoin, bisabolol, maya extract, GM glukan aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Avokado yağı ile masajın ardından UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular kullanılıyor.
HASSAS CİLTLERE K VİTAMİNİAçık tenli ve renkli gözlü insanlarda hassas cilt yapısı görülüyor. Bariyer fonksiyonu azalmış olan bu cilt, üzerine sürülen herşeye karşı savunmasız olduğundan, yumuşak ürünler kullanılıyor.
Ciltteki hassasiyet uygun cilt bakımı ile kontrol altına alınıyor. Ceramidler, cholesterol, linoleik ve linolenik asit, dimethicon, cyclomethicone cildi koruyan ve epidermisi güçlendiren aktif içerikler, nemlendirici ve antioksidanlar bu bakımın temelini oluşturuyor. Yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcılar kullanılıyor. K vitamini ile damar duvarları güçlendiriliyor ve UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular uygulanıyor.
AKNELİ CİLTLERE DENİZ YOSUNU ÖZÜGözeneklerin içinde şeffaf yağ birikimleri olan akneli ciltlerde, glikolik bileşik cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı genç bir görünüm sağlıyor. Genişlemiş gözeneklerin görünümünü azaltıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucu olarak kullanılıyor ve aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği içeriyor. Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını oluşturuyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi uygulanıyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekleri ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. Son adımda güneş koruyucu uygulanıyor.
Bunların dışında modern hayatın getirmiş olduğu stres, kirlilik, güneş ve serbest radikallere maruz kalan ciltler de temizlenip, arındırıldıktan sonra yoğun C vitamini, retinol, super okside dismutase, co-enzyme Q-10, yeşil çay aktif içerikleri uygulanıyor. Antioksidan serumlar ve maskeler ile bakımın etkinliği arttırılıyor ve koruyucu ile bakım tamamlanıyor.
(YŞM-JM)
-ntvmsnbc Çok Daha Güzel Cildin Sırrı

Brezilya Tekniğiyle Süper Kalçalar

Kadınların en çok Jennifer Lopez ve Eva Mendes kalçalarına sahip olmak istediğini belirten Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Zekeriya Kul, "İki sanatçıda da ortak nokta kalçaların dolgun, dik, selülitsiz ve arka uyluk bölgesine uyumlu bir geçişin olduğudur" dedi.
Kalçaların kadın imajının en önemli unsurlarından biri olduğunu ifade eden Kul, ideal kalça şeklinin; kemik yapısı, yağ dokusunun miktarı ve cilt yapısı, yerçekiminin etkisi olmak üzere üç faktöre bağlı olduğunu söyledi. 
Kemik ve kaslar ana iskeletsel yapıyı oluştursa da güzel kaçlardan esas sorumlunun yağ dokusu ve üzerindeki cilt kalitesinin olduğunu vurgulayan Zekeriya Kul, şunları söyledi:"Kalçalarda yağ dağılımının eşit ve cildin selülitsiz olması gerekir. Kalçanın üst bölümünden daha çok orta bölümünde yağ dağılımın fazla olması yuvarlak ve dik görünüm sağlar, üst tarafta biriken yağların liposuction yöntemi ile alınıp enjeksiyon yöntemi ile orta bölgeye nakledilmesi gerekir. Gene kalça alt bölümünde yağlanmanın fazla olması kalça-uyluk geçişinin kesintili olmasına ve estetik olmayan bir görünüme yol açar. Cilt yapısı yağ dağılımı kadar önemli olup, selülitli ciltte meydana gelen portakal kabuğu görünümü özel bir liposuction kanülü ile ortadan kaldırılmalı ve deri altına transfer edilen yağ dokusu ile selülitin tekrar oluşumu engellenmelidir. Eğer deride ve deri altı dokuda yerçekiminin etkisiyle aşağı yönde yer değiştirme varsa, gluteal lifting denilen germe ameliyatı ile popo dikleştirme yapılmalıdır."
                                                                                                  
ERKEKLER DE UYGULATIYORGüzel ve çekici kalçaların modeli nasıl olmalıdır sorusuna verilecek cevabın; dolgun, yuvarlak, dik ve dışa doğru bombeli olan Brezilya ve Latin modeli olduğunu ifade eden Kul, popo estetiğinin iki yöntemle; Brezilya tekniği ve silikon protez ile yapılabileceğini söyledi. 

Brezilya tekniği popo estetiğinde amacın hem kalçaya şekil vermek hem de dikleştirip hacmini büyütmek olduğunu belirten Kul, "Bunun için hem liposuction hem de yağ enjeksiyonu yöntemi birlikte kullanılır. Özellikle üst ve alt kalça bölgesinde biriken fazla yağlar liposuction yöntemi ile alınıp daha yuvarlak görünüm oluşturulur. Orta bölüme uygulanan yağ enjeksiyonuyla popo hacmi artırılıp dikleştirilir" diye konuştu.
Silikon protezlerin popo küçüklüğünden şikayetçi olanlar için ideal olduğunu dile getiren Kul, şunları ifade etti:
"Popo küçüklüğünden şikayetçi olan hastalarda gluteus maksimus kası ya yeterince gelişmemiştir ya da yağ dokusu yeterli değildir. Her iki durumda da kas altına özel yapım bir silikon protez yerleştirilir. Kas altı yerleşim olduğu için silikonlar asla hissedilmez. Protezin giriş yeri olarak iki popo arasındaki kıvrım bölgesi kullanıldığından iz belli olmaz."
Silikon protez yönteminin kalçalarındaki çukurluk nedeniyle özgürce pantolon giyemeyen erkekler için de kullanıldığını söyleyen Zekeriya Kul, "Araştırmalara göre, kadınların birçoğu erkekte ilk olarak kalçalara dikkat ediyor. Bunun farkında olan erkekler de artık estetiğe önem veriyor. Günümüzde popo estetiği erkekler arasında da yaygınlaştı" dedi.  

-ntvmsnbc Brezilya Tekniğiyle Süper Kalçalar

Kalbini Sevenlerin Yol Haritası

İşte size kalbinizi nasıl koruyacağınıza dair yol haritası...

1. HAFTADA EN AZ 3 GÜN TEMPOLU YÜRÜYÜN:
 

Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yapılan TEKHARF (Türk Erişkinlerde Kalp Hastalıkları ve Risk Faktörü) çalışmasında, düzenli ve doğru egzersiz yapmanın kalp hastalıkları nedeniyle oluşan ölümlerde yüzde 23 oranında azalma sağladığı ortaya konmuş. Bu nedenle kalp sağlığınız için mümkünse her gün, değilse haftanın 3-4 günü, en az 30 dakika ve yüzme, bisiklete binme gibi aerobik özellikte egzersiz yapın.
 
2. SİGARA İÇMEYİN:
Takvim Gazetesi'nden Prof. Dr. Sinan Dağdelen'in yazısına göre, araştırmalar, bir adet sigaranın kan damarlarının 20 dakika boyunca büzüşmelerine yol açtığını ortaya koyuyor. Sigara kullanımına bağlı olarak da kanda pıhtılaşma artıyor ve bu durum dolaşım bozukluğunun ilerlemesine yol açıp kalp krizine neden oluyor.

 
3. DİYABETİNİZİ KONTROL ALTINDA TUTUN:
Amerikan Diyabet Derneği, kalp sağlığı için açlık kan şekerinin 12/ mg'dl ve glukoz hemoglobinin de yüzde 7'nin altında olması gerektiğine dikkat çekiyor. Kan şekerinizi kontrol altına almak için sağlıklı beslenmeye özen gösterin, ideal kilonuza ulaşın, haftada en az 3 gün 30'ar dakika egzersiz yapın ve alkol tüketimini kısıtlayın.

 
4. KAN BASINCINIZI İDEAL SEVİ- YELERE DÜŞÜRÜN:
Hipertansiyon sorununuz varsa, orta yaşlı veya diyabetik iseniz kan basıncınızın 130/85 mmHg'nin altında, ileri yaşta iseniz 140/90 mmHg'nin altında olmasına dikkat edin.

 
5. FAZLA KİLOLARINIZDAN KURTULUN:
Kalp sağlığınız için ideal kilonuzu korumaya çalışın. Çünkü sadece yüzde 10'luk bir kilo kaybı bile kalp krizine neden olabilen kötü huylu kolesterol ve trigliserid değerlerinin ciddi oranda düşmesine yardımcı oluyor. Şişmansanız kilolarınızdan bilinçli bir beslenme ve egzersiz programıyla kurtulun.

 
6. TESTLERİNİZİ YAPTIRIN:
Hastalıkların başarıyla tedavi edilmesinde erken teşhis anahtar bir rol üstleniyor. Bu nedenle birinci derece akrabalarınızda kalp ve damar hastalığına yakalananlar varsa, şişmansanız, diyabet ya da yüksek tansiyon hastası iseniz ve sigara kullanıyorsanız testlerinizi yaptırın.

 
7. STRESİN ESİRİ OLMAYIN:
Öncelikle sizi sıkıntıya sokan nedenleri düşünün. Bu sorunları ortadan kaldırmakta güçlük çekiyorsanız, bir uzman yardımı alın. Masaj, yoga ve meditasyon gibi çeşitli teknikler de sakinleşmenizi sağlar.

 
SEBZE-MEYVE TÜKETİN
* YAĞ tüketiminiz diyetinizin yüzde 30'unu geçmesin.
* HAFTADA en az 2 gün balık tüketin.
* GÜNLÜK tuz alımını 5 gram ile sınırlandırın.
* GÜNDE en az 5 kez taze sebze ve meyve yiyin.
* KIRMIZI eti haftada 1-2 olmak üzere yaklaşık 100'er gram tüketin.
* SÜTLÜ tatlı tercih edin.
* RİGLİSERİD değeriniz yüksekse alkolü bırakın.
* GÜNDE 50-90 mmol potasyum alın ve yeterli miktarda kalsiyum ile magnezyum içeren besinler tüketin.
* SAKATATTAN kaçının.
* KARİDES, midye ve kalamar yemeyin.
* TAM yağlı etler, sucuk, salam, sosis tüketmeyin.
* TEREYAĞI, kuyruk yağı, iç yağı ve margarin yağını yasaklar listesinde tutun.
* KAYMAK, krema, mayonez, çikolata ve yağlı soslardan uzak durun.
 
 
sacitaslanKalbini Sevenlerin Yol Haritası

Saç Neden Dökülür?

Araştırmalar, bahar aylarında güneş ışınlarının saç döngüsünü düzenleyen hormonların salgılanmasını arttırdığını gösteriyor. 

"Özellikle bahar aylarında böyle bir durumla karşılaştığınızda endişelenmenize gerek yok. Ancak eğer mevsimler değişiyor, takvim yapraklarıyla birlikte saçlarınız da dökülmeye devam ediyorsa tedaviye başlamanız gerekiyor diyen Dr. Melike Külahçı, öncelikle saç dökülmesinin mevsimsel olup olmadığının test edilmesi gerektiğini belirtiyor.
 
Normal insanın kafa derisinde 100.000 saç kökü olduğunu belirten Dr. Külahçı, Her sağlıklı saç folikülü sayısız kez kendini yenileme yeteneğine sahiptir. 
Günde 50 ile 100 saç telinin dökülmesi normal kabul edilir. Mevsimsel değişimler ise bu sayıyı iki kat arttırabilir diyor ve saç dökülmesinin ne zaman ciddiye alınması gerektiği hakkında şunları söylüyor:

Durum tespiti için, basit bir test uygulayabilirsiniz. Bu test için saçlarınızın en az iki gün yıkanmamış olması gerekmektedir. Testi uygulamak için önce parmaklarınızı saçınızın ön çizgisinden arkaya doğru götürün. Sonra, elinize gelen dökülmüş olan saçları bir köe2ğıt üstüne koyun. Beş kere bu hareketi tekrarlayın.

Toplam 10 dan az saç teli varsa: Her şey yolunda saç kaybı normaldir.

10endash 15 saç varsa: Mevsimsel saç dökülmesi başlıyor denebilir. Saçlarınızı desteklemek için vitamin tedavisine başlanılabilir.

15 ten fazla saç varsa: Saç kaybı var demektir. Tedaviye ihtiyaç vardır.

Dr. Melike Külahçı, saç dökülmesine 'dur' demek için uygulanan yöntemlerden birinin de Reversa tedavisi olduğunu söylüyor ve yöntem hakkında şu bilgileri veriyor:

Reversa tedavisi herhangi bir toksik madde içermediğinden hamilelere bile uygulanabilecek niteliktedir. Reversa tedavisini şu şekilde açıklayabiliriz: Normal saç uzama/dökülme otomasyonu üzerinde kişinin şifacı kan hücreleri olarak bilinen trombositlerin etkili olabildiğini göstermektedir. Trombositlerimiz yoğun bir sıvı haline getirilip saç köklerine enjekte edildiğinde, saç köklerini tetikleyerek uzama evresini harekete geçirebildiği anlaşılmıştır. Özellikle yoğun saç dökülmesi yaşayan kişilerde bu etki hızla dökülmeyi durdurarak kaybın ilerlemesini engellemektedir. Yöntem, tıbbın birçok alanında uygulama bulmuş ve Uluslararası Saç Cerrahisi Derneği (ISHRS) nin 2010 da Boston daki dünya kongresinde sunumu yapılmış bir tedavidir.
 
SAÇ NEDEN DÖKÜLÜR?

Dr. Külahçı, saç dökülmesinin nedenleri hakkında ise şunları söylüyor: Mevsimsel değişikliklerin saç üzerindeki etkisi ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. Araştırmacılara göre en yoğun olarak kışın büyüyen saçların baharda dökülmesi gün içinde 100-200 tele kadar yükselebiliyor. Mevsimsel saç dökülme ve yeniden büyümesi kişiden kişiye değişebiliyor. Bazı insanların saçları dökülmeye yatkındır. Ama çok geçmeden yeni sezonla birlikte yeniden yeni saçları yerini alır.


Araştırmacılar Avrupalı erkeklerde testosteron seviyelerinde mevsimsel dalgalar olduğunu tespit etmiştir. Testosteron kafa derisi üzerinde saçın yeniden büyümesini düzenleyen önemli bir hormondur. Hormon düzeyindeki bu dengesizlik kadınlarda ve erkeklerde kelliğe yol açar. Ayrıca hormonal dengesizlik kadında saç incelmesine neden olur. Testosteron düzeyinde yaşanan dengesizlik de mevsimsel saç dökülmesinin nedeni olabilir. Mevsimlerin değişim dönemlerinde taze meyve ve sebzelerin çeşitlerinin değişimi göreceli bir vitamin eksikliğine yol açıyor olabilir. Bu dönemlerde saçın ihtiyaç duyduğu B2, B5, B6 vitaminlerinden besin desteği olarak alınması önerilebilir.
 
-sacitaslanSaç Neden Dökülür?

Amelyatsız Liposuction Mucizesi

MLS sistemi ile ilgili bilgiler veren medikal estetik uzmanı Dr. Birgül Altuntürk, sistemin bölgesel yağlanma ve selülit tedavisinde, başta Fransa olmak üzere çok sayıda Avrupa ülkesinde sekiz yıldır kullanıldığını anlattı.         Türkiye'de de dört yıldır uygulanan ve oldukça başarılı sonuçlar elde edilen MLS tedavi protokolünün yenilenerek ''New Generation MLS'' adıyla Türkiye'de kullanılmaya başlandığını bildiren Altuntürk, şu bilgileri aktardı:         ''New Generation MLS bir dizi işlemin bütünleşmiş adı. MLS uygulamasında birbirini takip eden 2 veya 3 değişik tedavi yapılıyor. Sistem üç adımda ilerliyor: 
- İlk işlemde yöntemin özel bir parçası olan analiz sistemi ile hedef yağ dokusunun özellikleri ve boyutları ölçülüyor. Analiz sonucunda hedef yağ dokusunun hangi formülle kaç defa ve nasıl bir tedaviye ihtiyacı olduğu belirleniyor.


- İkinci aşamadaki enjeksiyon işlemi ise sonuç üreten ana işlem olup analiz sonucundaki formüle göre hazırlanan 'hipoosmolar sıvı' denilen karışım lokal anestezik bir madde ile karıştırılıp hedef yağ dokusu içine ağrısız ve acısız bir şekilde enjekte ediliyor. İçerisi hipoosmolar sıvı ile şişirilmiş yağ dokusunun üstüne dışarıdan ultrasound  pedleri bağlanarak yüksek doz ses dalgaları ile yağ hücrelerinin patlaması sağlanıyor. 
- Üçüncü işlemde patlatılıp sıvı hale getirilen yağ dokusu, vücuttan atılımı sağlayan lenfatik drenaj sistemi ile drenaj yapılıyor. Son olarak da Manyetoterapi ve İnfraruj battaniyesi ile o bölgenin sıkılaştırılıp düzleşmesi sağlanıyor.''       
"YAN ETKİSİ YOK"İşlemde kullanılan sıvının herhangi bir ilaç içermediğini, bunun tıpta kullanılan tuzlu su karışımı olduğunu vurgulayan Altuntürk, ''Dolayısıyla hiç bir yan etkisi yok. İçine sadece ağrı kesici ilave ediliyor. Bu sıvının mekanizması, hücreler arası basınç farkı yaratarak yağ hücrelerinin eritilmesine dayanıyor'' şeklinde konuştu.        
MLS Türkiye'ye ilk gelip uygulanmaya başladığında bölgesel incelme amacıyla kullanıldığını, zaman içinde bölgesel sıkılaşma ve selülit sorunlarının da giderilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü kaydeden Altuntürk, ''Bu yılın başından itibaren yeni protokolüyle New Genaration MLS olarak çok daha kapsamlı şekilde uygulanmaya başlandı ve sadece bölgesel incelme için değil, bölgesel şekillenme için de kullanılan kombine bir uygulama oldu. Ayrıca daha önce beden kitle endeksine başvurmak doktor inisiyatifindeydi, ancak hasta seçimi, daha doğrusu hastanın tedaviye uygun olduğu dönemin seçiminin çok önemli olduğu görüldü. Bu da protokolün içine alındı'' diye konuştu.       
2 İLE 6 SEANS; 2 İLE 4 BEDEN İNCELME Analiz cihazının kişiye ve hedef yağ dokusuna göre düzenlendiği bir tedavi prosedürü olduğunu, bunun 2-6 seans arasında değiştiğini ifade eden Altuntürk, şu açıklamaları yaptı:       
''Hipoosmolar sıvı verildiğinde yağ hücresinin çeperleri zayıflayarak yağ hücreleri erimeye başlıyor. Eriyen ve vasfını kaybetmiş yağ hücreleri bu sıvıya karışıyor. Aynı zamanda ultrasound bu yağ hücrelerinin yapısını değiştirerek yeniden yağ tutma özelliklerini bozuyor. Böylece hızla bir erimesi sağlanırken, aynı anda yağ hücre yitimi olduğundan kalıcı ve geri dönüşümsüz yağ atımı sağlanmış oluyor. Eriyen yağ hücreleri patlatılıp sıvı hale getirildikten sonra çöpçü hücreler tarafından zamanla emilerek tamamen doğal yöntemlerle atılıyor. Vücuttan atılım süresi kişiye göre değişiyor. Ortalama 1-2 haftada atılıyor. İlk seanstan itibaren hasta Şmlerini attıktan sonra yüzde 20'lik bir incelme meydana geliyor. Düzenli tedavi sonrasında başarı oranı yüzde 90'ın üzerine çıkıyor. Bu da hastada yaklaşık 2-4 beden incelmeye tekabül ediyor. Pantolon ve etek bedenlerindeki küçülmeler hastalar için yüz güldürücü oluyor.''        
İşlem yapılan bölgede tekrar yağlanma görülmediğini, yağ hücreleri kendilerini yenileme özelliğine sahip olmadığı için vücuttan atıldıktan sonra, uygulama yapılan bölgede kalıcı bir incelme sağlandığını belirten Altuntürk, ''Hasta yaşamı boyunca kilo alıp verdiğinde vücudunda şekil bozuklukları olmuyor, başka bölgelerinde deformasyon meydana gelmiyor. Artık totalde kilo alıp veriyor ve istediği bel oyuntusuna ömür boyu sahip oluyor'' ifadesini kullandı.        
HANGİ BÖLGELERE UYGULANIYOR? Kadınlarda kol bölgesi, mide, karın bölgesi, yan simitler, basen bölgesi, diz içi, diz üstü, bacak içinin yanı sıra liposuctionda uygulama yapılmakta zorlanılan gıdı ve ayak bileği uygulamalarının başarıyla yapılabildiğini anlatan Altuntürk, erkeklerde ise göbek bölgesinde kalıcı ve başarılı çözümler alındığını ifade etti.         Bunun ağrısız ve acısız bir işlem olduğunu, genel anestezi uygulanmadan yapıldığını vurgulayan Altuntürk, ''Bu yöntemde en başarılı sonuç 20-45 yaş aralığında alınır. Beden kitle indeksi 30'un altında hastalarda başarı oranı daha yüksektir'' şeklinde konuştu.
-ntvmsnbc Amelyatsız Liposuction Mucizesi

Ömür boyu Dökülmeyen Kirpikler

Estetik uygulamalarda kullanılan son teknoloji "FUE" yöntemi ile kesi yapılmadan, kişinin kendi saç telinden kirpik ya da kaş ekimi yapılabiliyor. 
Hiçbir kesi işlemi yapılmadan uygulanan yöntem ile enfeksiyon riski ortadan kalkıyor. Uygulama sonrasında kişi, günlük yaşamına dönebiliyor. 
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Alper Tuncel, son yıllarda en sık yapılan uygulamalar arasında uzun kaş ve kirpik estetiğinin yer aldığını söyledi. 
Kirpiklere yapıştırılarak uygulanan takma kirpiklerin ömrünün bir-iki gün ile sınırlı kaldığını, kullanım sayısına bağlı olarak kolay deforme olduğunu belirten Tuncel, bu alanda son teknolojinin uygulandığı FUE (Foliküler ünite çıkartım) isimli yeni bir teknik ile kişinin kendi saç tellerinden kirpik ve kaş ekimi yapılabildiğini belirtti. 
Söz konusu tekniğin, her iki cinste hipotiroidi olmak üzere hormonal bozukluklar, doğuştan ince ve seyrek yapılı kirpikleri olan kişilere uygulanabildiğini ifade eden Tuncel, hiç kesi olmadan yapılan ekim işlemi sonrasında doğal kirpik ya da kaşa sahip olunduğunu vurguladı. Tuncel, uygulama sonrasında saç telleri uzadığından ekilen kirpiklerin zaman zaman kesilmesi ve kirpik şekillendirici aletler ile biçimlendirilmesinin yeterli oluğunu söyledi.
Saç, kaş ve sakal ekiminde olduğu gibi kirpik ekimi sonrasında da kirpikler çıktıktan sonra yoğunlaştırmak için ikinci bir sıkılaştırma uygulamasının yapılabildiğini ifade eden Tuncel, sıkılaştırma işlemi sonrasında kirpik ya da kaşların boyanmasına bile gerek kalmadığını, sadece biçimlendirilmesinin estetik görünüm için yeterli olduğunu ifade etti.
ÖMÜR BOYU DÖKÜLMEYEN DOĞAL KİRPİKLERFUE tekniği ile ense bölgesinden saç telleri, bu iş için özel olarak mikromotor (tur motoru) ile kullanılmak üzere tasarlanmış trepentine adı verilen silindirik içi boş ucu keskin 0.8-1 milimetre çaplı aletler ile çevresindeki ince bir deri dokusuyla birlikte bulunduğu yerden ayrılarak alınıyor. Bu şekilde toplanan saç telleri, yapılan planlamaya uygun olarak kirpiklerin açısı ile uyum sağlayacak biçimde göz kapağına paralel "implanter" adı verilen özel iğneler yardımıyla deride hiç bir kesi yapılmadan ekiliyor.
Köklerin yerine yerleştirilmesini takip eden 5-7 gün içerisinde, ekilen kökler yeni yerlerine adapte oluyor. Yeni kirpikler, ekildikleri bölgedeki kan damarları vasıtasıyla besleniyor ve canlılıklarını sürdürüyor. Bu şekilde ömür boyu dökülmeyen, istenildiği gibi şekil verilen doğal kirpikler elde ediliyor.
Kirpik ekimi esnasında kullanılan teknikler farlılıklar gösterebiliyor. Birden çok yöntem bulunuyor. Klasik yöntemde ekilecek yere kanal diye adlandırılan delikler açılıp, doğrudan ekim yapılırken, diğer bir yöntemde kirpik cildi cerrahi olarak kaldırılarak köklerin birbirine paralel olarak yerleştirilmesi sonrasında, kapak cildi tekrar yerine dikiliyor.
Bu alandaki teknolojinin sunduğu en son metot olan FUE ile implanter iğneleri kullanılarak kanal açılmaksızın elde edilen delikten yerleştirme işlemi tercih ediliyor. Çünkü, bu yöntemle kapak cildine ekilecek kirpikler, ters yönden girilerek yerleştirildiğinden daha hızlı bir iyileşme sağlanıyor, köklerde herhangi bir oynama olmuyor ve daha sık ekim yapılabiliyor. Herhangi bir kesi olmadığından, herhangi bir enfeksiyon riski olmuyor. Uygulama sonrasında kişi, günlük yaşamına dönebiliyor. Uygulama ortalama 1,5 saat sürüyor. Sıklaştırma için uygulamanın genellikle bir kez daha tekrarlanması yetiyor. 
-ntvmsnbc Ömür boyu Dökülmeyen Kirpikler

Doyduran Volumetrik Diyet

Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi, diyete olan bakış açısını değiştiriyor. 'Volumetrik Diyet'te amaç; yemeyi sevmek, tadını çıkarmak ve doyana kadar yemek!

Diyet yaparken sürekli midenizin zil çalmasından şikayetçiyseniz, imdadınıza Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi yetişiyor: Volumetrik Diyet!

''Hacim Diyeti'' olarak da adlandırabileceğimiz bu diyet trendi, yeni bir çığır açıyor. Çünkü temeli, ''doyana kadar ye'' prensibine dayanıyor. 

Nesnelerin hacmini ölçmeye yarayan bir birim olan ''volumetri''den adını alan diyet yöntemi, besinleri kalori değerlerine göre değil, hacim değerlerine göre sınıflandırıyor. 

Bir örnek vermek gerekirse: 15 tane üzüm, tartıda 100 gram geliyor ve kalorisi de 70 civarında. 15 tane kurutulmuş üzüm ise en fazla 20 gram ve onun da kalorisi 70 civarında. Peki, 100 gram üzümle mi doyarsınız, yoksa 20 gram kuru üzümle mi? Her ikisinin de kalorisi aynı ise, daha hacimli olan taze üzüme uzanmaz mı şimdi eliniz? 

Bu soruya ''evet'' deme ihtimaliniz çok yüksek. Zaten araştırmalar da bunu gösteriyor. 

Pennsylvania'da yapılan bir araştırmaya göre insanlar, ''doyana'' kadar yemek yiyor. Bu durumda ''ne'' yediğinin pek bir önemi kalmıyor. 

Düşük kalorili de olsa, yüksek kalorili de olsa, temel amaç ''doydum'' hissini yaşamak! Bu araştırmadan yola çıkarak ''Volumetrik Diyeti'' geliştiren Beslenme Uzmanı Barbara Rolls, normalden daha az yiyerek zayıflamanın çok zor olduğunun altını çiziyor: ''Besinleri kısarak yapılan diyet, ilk başta kilo verdirir ama uzun vadede başarılı olamaz. Çünkü 'açlık' hissinin bastırılması gerekiyor!''
 
Bir günlük örnek mönü
 
SABAH
Aç karnına bir bardak su için. Ardından büyük bir kase içine; yulaf ezmesi, taze meyve parçaları koyun. Bu karışıma yağsız süt, yoğurt ya da meyve suyuyla hacim kazandırın.
 
ARA
Bir patates salatasının içine bolca salatalık doğrayın. Bu, salatanızın hem hacmini artıracak hem de daha doyurucu olacak.
 
ÖĞLE
Sade suya tirit tarzı çorbanızın hacmini artırmak için kepekli makarna ve sebzelerden faydalanın. Makarna yerine bulgur, yarma, pirinç gibi bakliyatlar da kullanabilirsiniz. Kurubaklagiller de çorbaya ayrı bir lezzet ve hacim katar. İsterseniz içine arada bir tavuk, balık ya da et parçaları atın. Eğer zengin bir çorba içme şansınız yoksa; balık ya da tavuk filetonun yanında bol salata ve sebze yiyebilirsiniz. Ardından küçük bir sütlü tatlı ya da meyve alabilirsiniz. Bol bol su içmeyi unutmayın!
 
 
Kaynak: sacitaslanDoyduran Volumetrik Diyet

Çekici Kadınların Sırrı

Bazı kadınların neden çekici göründüğünün formülü bulundu .
İşin sırrı çıkık elmacık kemikleri, dolgun vücut ve güzel ciltte....



Bazı kadınlar sadece güzellikleriyle değil cazibeleriyle de erkeklerin rüyalarını süslüyor. Bilimadamları da güzellik ile çekicilik yani seksiliğin birbirindan ayrı kavramlar olduğunu söylüyor. Angelina Jolie, Monica Belluci, Jennifer Lopez, Beyonce Knowles ile Gisele Bundchen, Adriana Lima ve Karolina Kurkova gibi Victoria's Secret mankenleri güzelliklerinin yanı sıra cazibeleriyle de erkeklerce olduğu kadar kadınlar tarafından da beğeniliyor. Kadının cazibesinin bir formülü olduğunu söyleyen bilimadamları; işin sırrının yuvarlak vücut hatları, çıkık elmacık kemikleri ve dolgun dudaklarda olduğunu söylüyor.

İdeal fiziğin tanımı
Ancak her dolgun dudak ya da yuvarlak hatlı vücut da cazibeli olmaya yetmiyor. Bilimadamları ve estetisyenler bunun formülünü ise şöyle açıklıyor: "Yüzün orantılı olması çok önemli. Elmacık kemikleri çıkıntılı olurken yanaklar çukurda kalmalı. Ancak çene, boyun ve burun da orantılı olmalı. Vücuda gelince de en ideal göğüs ölçüsü B yani 85. Bunu ince bir bel, poposu düşük olmayan bir kalça izliyor. Bacakların ise iç ve dış kısımlarında kesinlikle çıkıntılar olmamalı." Tüm bu fiziksel özelliklerin dışında birtakım kişilik özellikleri de kadını cazibeli kılıyor. Estetisyenlerin bu konuda birleştiği en önemli nokta, "özgüvenli kadının erkeklerce çekici ve seksi bulunduğu."

Belirli bir tarzınız olmalı
Kadının kendini seksi ve çekici bulduğu takdirde erkekler tarafından da beğenileceğinin altını çizen estetisyenler, kadınlara "Siz kendinize

güvenin ki erkekleri etkileyin" uyarısında bulunuyor. Cazibenin giyim ve yaşam tarzıyla da etkili olduğunu dile getiren estetik doktorları, "Belirli bir giyim tarzı olan kadınlar, gittiği her mekanda erkekler tarafından hemen fark edilir" diye konuşuyor.

habervitrini
Çekici Kadınların Sırrı

Sağlıklı Saçlar İçin 7 Kural

Sağlıklı saçlara sahip olmayı herkes ister. Peki ama güzel ve parlak saçlara nasıl sahip olunur?

Uzmanlar sağlıklı saçlara sahip olmak için, sağlıklı, dengeli ve doğru beslenmek gerektiği görüşünde birleşiyorlar...


İşte sağlıklı saçlara sahip olmak için gerekli olan kurallar:

Kural 1: Saç sadece kökünden beslenir. Bu kural hiç unutulmamalıdır. Dışarıdan lokal olarak uygulanan preparatlar, saçlarımıza sağlık getirmez. Bu tür uygulamalar, saçların yıpranmış görüntüsüne, kısa süreli değişmeler dışında yarar sağlamaz. Saçlarımız için gerekli olan besin maddeleri, saçlarımıza, sadece kan yoluyla ulaşabilir. Yeterli protein, demir, çinko, biotin ve folik asit içeren beslenme şekli, saçlarımız için çok önemlidir.

Kural 2: Saç boyası, renk açıcılar, jöle ve köpük gibi kimyasal maddelerin günümüzde çok sık kullanılıyor. Bu maddeler doğru kullanıldığında, nadiren saçlara zarar verir. Çok sık ve uzun süreli uygulamalar, saçların zaman içinde zayıflamasına ve kırılmalara sebep olur. Sık şampuanlama saçların yıpranmasına sebep olur. Gün aşırı yıkama, saç sağlığı açısından uygun gözükmektedir.

Kural 3: Saçlar ıslak iken daha kırılgandır. Islak saçlar yumuşak havlularla ve düşük ayarlı kurutma makineleriyle kurutulmalıdır.

Kural 4: Aynı şekilde kaba ve sert fırçalama, saçların çabuk yıpranmasına ve mat görünmelerine neden olmaktadır.

Kural 5: Kimyasal içeriği az olan bakım ürünleri kullanmalıyız. Örneğin ammoniyum lauryl sülfat ya da silikon içeren ürünler, saçlarımızı aşırı kurutarak daha kolay kırılmalarına yol açmaktadır.

Kural 6: Sıkı toplanmış saçlar, atkuyrukları, topuzlar ve örgüler saçların köklerini zayıflatır. Özellikle alnın yan kısmındaki saç dökülmelerinin sebebi saçların sıkı ve gergin toplanmasıdır.

Kural 7: Saç sağlığı için en önemli olan diyetin içeriğidir. Protein açısından yetersiz diyetler, saç köklerini dinlenme dönemine sokarak, proteinden tasarruf etme yoluna gider. Bu ağır diyetleri takiben 2endash 3 ay içinde yaygın saç dökülmesi görülebilir.

(haydi.net)
Sağlıklı Saçlar İçin 7 Kural

7 Alışkanlıktan Vazgeçerek Zayıflayın

Kilo vermek için beslenmenizi ve egzersiz planınızı gözden geçirmenize gerek yok. Bırakacağınız basit alışkanlıklarla kolayca kilo verebilirsiniz.

Fitbie isimli internet sitesinde yer alan haberde, son zamanlarda yapılan araştırmaya göre bir insan her gün kilosunu etkileyen 200 karar veriyor. Bu kararlardan çoğu "Maraton koşucusu olmalı mıyım?" gibi çok büyük seçenekler değil. Daha uzun süre yürüsem daha mı iyi olur?" gibi küçük kararlardır.

 
İşte kilo almanıza neden olan ve bırakmanız gereken 7 alışkanlık:
 
- Servis tabağınızı masaya bırakmak: Cornell Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, yemeklerini mutfaktaki ocaktan ya da tezgahtan alanların servis tabakları yemek masasında duran kişilerden daha az yediklerini belirlediler. Bilim adamları, yiyecek ile aramızda uzaklık olunca, daha fazlası için gerçekten aç olup olmadığımızı düşündüğümüzü söylediler.
 
- Çok az ya da çok fazla uyumak: Uyku düzeni tüm kilo verme programları için hayati öneme sahiptir. Wake Forest Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, katılımcıları 5 yıl izledikten sonra 40 yaşın altındaki grupta her gece 5 saat ve daha az uyuyanların 6-7 saat uyuyan gruba göre 2,5 kat daha fazla göbek yağına sahip olduklarını belirlediler. 8 saat ve daha uzun süre uyuyanların ise 6-7 saat uyuyan gruba göre daha az göbek yağına kasına sahip olduklarını açıkladılar. Ancak 8 saatten fazla uyuyanların ise daha az aktif oldukları kaydedildi.
 
- Televizyon izlerken bir şey yapmamak: Çok fazla televizyon izlemek kilo aldırıyor. Fakat, televizyon izlerken başka bir şey de yaparsanız kilo almazsınız. Örneğin, bulaşık yıkamak veya ütü yapmak gibi. Bulaşık yıkarken yarım saatte 70 kalori yakıyorsunuz. Vermont Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, aşırı kilolu katılımcıların televizyon izleme süresini yarı yarıya azalttıklarında fazladan 119 kalori yaktıklarını belirlediler.
 
- Gazlı içecek içmek: Araştırmacılar, bir kişinin obezite riskini gazlı içecek tüketimini ölçerek hesaplanabileceğini söylüyorlar. Yarım kutu gazlı içecek aşırı kilolu ya da obez olma riskini yüzde 26, bir kutu yüzde 30,4, 1-2 kutu yüzde 32,8 ve 2 kutudan fazlası ise riski yüzde 47,2 oranında artırıyor.
 
- Büyük lokmalar almak: Alman araştırmacılar geçtiğimiz günlerde büyük lokmaların ve hızlı çiğnemenin aşırı kiloya yol açtığını belirlediler. 3 saniyede daha büyük lokmalar yiyenlerin 9 saniyede daha küçük lokmalar yiyenlere oranla yüzde 52 daha fazla yemek tükettiklerini belirlediler.
 
- Yeterince yağ tüketmemek: Alabama Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, çok az yağ ile birkaç yüz kalori karbonhidrat değiştirmenin kilo vermeye yardım ettiğini ve kan şekeri seviyesini düşürdüğünü açıkladılar.
 
- En iyi rehberliğe sahip olamamak: Kanadalı araştırmacılar, kilo verme tavsiyeleri içeren maillere kaydolmanın kilo vermeye yardımcı olduğunu açıkladılar. Araştırmacılar, binden fazla çalışan yetişkine diyet ve egzersiz önerileri içeren e-postalar gönderdiklerinde, bu kişilerin fiziksel aktivitelenrini daha iyi geliştirdiklerini ve daha akıllıca beslendiklerini gördüler.
 

-habervirini7 Alışkanlıktan Vazgeçerek Zayıflayın

Yaşınıza Göre Makyaj Türü

Her gün evden çıkmadan önce yüzünüzü renklendirmek için bir şeyler sürüyorsunuz. Peki ya renkleri gerçekten doğru tonda ve doğru yerde kullanıyor musunuz?


Makyaj deyip geçmeyin, doğru teknikle yapıldığında sizi olduğunuzdan farklı gösterebilir.20'li yaşlar: Yüzünüzü doğal halinde bırakın. Renkleri yanaklarınızda, gözlerinizde ve dudaklarınızda kullanın. Bu yaşlar kim olduğunuzu ve kim olmak istediğinizi anlamanın zamanı!


30'lu yaşlar: Bu yaşlarda kadınlar kendilerini ya kariyerlerine ya da ailelerine adar. 30'lu yaşlarda kapatıcı, hayati önem taşır. Yorgunluk ve geceden kalma izleri göz altlarınızda kapatıcı ile saklayabilirsiniz. Makyaj çantanızda mutlaka olması gerekenler: Allık, stick fondöten, dudak kremi, çeşitli renklerde rujlar.


40'lı yaşlar:
Fondöteninizi çok iyi seçin. Teninize uygun fondöten, olduğunuzdan daha genç görünmenizi sağlar. Trendlerden uzak durun. Dudaklarınızı ve yanaklarınızı pastel renklerle aydınlatın. Yanardöner renkler kullanmayın.



Bu hataları sakın yapmayın!

Göz kalemi: Gözlerinizin sadece dışına kalem çekmek onları olduğundan daha küçük gösterir. Kalemi gözlerinizin iç köşesinden, kaşlarınıza doğru uzanan dış köşeye kadar çekin.

Allık: Çok parlak, çok koyu ya da çok soluk gölgelerden uzak durun. Yüzünüzdeki uyumsuzlukları allıkla kapamaya çalışın. Eğer allık işe yaramıyorsa yanlış rengi kullanıyorsunuz demektir. Allığı elmacık kemiklerinizde kullanın. Eğer cildiniz yağlıysa içinde portakal pigmenti olmayan bir allık seçin.


Ruj: Ruj almaya gittiğinizde makyajlı olmamaya dikkat edin. Böylece teninize uygun renkleri daha kolay anlayabilirsiniz. Ruj renklerini elinizde denemeyin çünkü dudağınızın vereceği gölgeyi yakalayamazsınız.


Kusurlara takılıp kalmayın

Burnunuzdaki kemer ya da çenenizdeki çukur size itici gelebilir, ancak makyaj uzmanlarına göre bu kusurlar, sizi başkalarından ayıran en önemli özellik!


Yüzünüz yuvarlaksa; elmacık kemiklerinizi makyajla kapamayın. Gözlerinize kalem çekebilir ya da farklı ruj renkleri deneyebilirsiniz.

Burnunuz sivriyse; bundan şikayet etmeyin. Bu sizi daha da çekici kılar. Burnunuza gölge vermeyin.

Gözleriniz birbirine yakınsa; koyu gölgelendirmelerden uzak durun. Gözleriniz açıkken de belli olacak şekilde kalem çekebilirsiniz.

Dudaklarınız küçükse; dudak kalemiyle belirginleştirin. Pastel ve açık renklerdeki rujları deneyin. Dudaklarınızın ortasını parlatıcıyla canlandırın.

Yüzünüz çilliyse; sakın onları kapatmaya çalışmayın. Onlar gençlik işaretleri. Dudaklarınızda turuncu tonları yerine pembeyi tercih edin.

Soluk yüzlüyseniz; bunu kabul edin ve bronzlaştırıcı ürünlerle zaman harcamaktan vazgeçin.


Makyaj çantanızda neler olmalı?

Günlük temponuz içinde pratik olmak size zaman kazandıracaktır. Ancak makyaj çantanızda süresi geçmiş ürünleri bulundurmayın. Fırça yerine süngeri tercih edin. Temel malzemelerinizi koyabileceğiniz bir çanta edinin. Ayrıca evde kullanmanız için de ayrı bir makyaj çantası hazırlayın.

Kapatıcılar hakkında bilmeniz gerekenler!

Makyajda kapatıcıyı asla atlamayın. Kötü kapatıcı kuru, yağlı ya da tebeşir gibidir. İyi bir kapatıcı ise kremsi, pürüzsüz, sarı tonludur. Cildinize kolay uyum sağlar ve cildinizi canlı gösterir. Alacağınız kapatıcının iyi olup olmadığını anlamak için elinize alıp, hissedin. Kapatıcı, gözlerinizin altındaki koyu renkteki halkaları gidermek içindir. Cildinizdeki lekeler için fondöten kullanın. Doğum lekeleri, güneş ve yaşlanma izleri için kapatıcı-fondöten kombinasyonlarını deneyin.

Yaşınıza Göre Makyaj Türü

Su İçmek Zayıflatır mı?

"Su yerine kahve içiyorum demek hiç doğru değil. Peki neden o zaman kahvenin yanında mutlaka su ikram ediliyor, bunu hiç düşündünüz mü?"
 
Bu soru Prof. Dr. Birsel Kavaklı'ya ait. Radikal gazetesinde yer alan habere göre; kahvenin yanında mutlaka su içmek gerekiyor. 
Ayrıca suyun, yağları erittiğine dair inanış da yalan... İşte Kavaklı'nın açıklamaları:
"Kahvede çok oksalat vardır. Bu oksalatı atmak için de su tüketilmesi gerek. Oksalat böbrek taşı yapar. Ama su içtiğimiz zaman böbreklerimizdeki oksalat su ile yıkanır ve vücuttan atılır. Sadece kahve içenlerin değil tabi, herkesin günde iki litre su içmesi gerekir.
 SUSAYINCA SU İÇİLMELİ
Susayınca su içmek yerine diğer sıvıları tüketmek çok yanlış. Açık çay içmek o kadar zararlı değil ama bir kupa kahve içmek içerdiği oksalat nedeniyle zararlı. Çayı kısmen su yerine koyabiliriz ama işin esası suyu su olarak tüketmektir. İçilen çorba günlük su ihtiyacımız içinde sayılmamalıdır.
 NİTRİT MİKTARI AZ OLMALI
Suyun kalitesi de çok önemli! Suda ve sodada nitrit miktarı az olmalı. Şişe suların satıldığı, pazarlandığı yerlerde Sağlık Bakanlığının onayı ve denetlemesinin yapıldığına dair belgeler vardır. Bunlara dikkat edilmeli.
 YAKILAN KALORİ MİKTARININ ARTMASINI SAĞLIYOR
Su, bağışıklık sisteminin görevini yerine getirmesini sağlıyor. Zinde ve dinç kalmaya yardımcı oluyor. Hücrelere besin ve oksijen taşıyarak atıkları uzaklaştırıyor, böbreklerin toksik maddelerden temizlenmesine yardımcı oluyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu minerallerin pek çoğunu sağlayan su, böylece günlük faaliyetler sırasında yakılan kalori miktarının da artmasını sağlıyor. Ayrıca vücut sıcaklığının düzenlenmesine yardımcı oluyor. Cildin esnek ve parlak olmasını sağladığı gibi, idrar yolu enfeksiyonları ve kabızlık gibi hastalıklardan korunmaya da yardımcı oluyor.
 SU, YAĞLARI ERİTMEZ
Su tüketmek geçici tokluk yaratabilir ama fazla tüketmek de zararlıdır. Yemekten önce su içmek kişi de geçici şişkinlik yapar. İdrar atımı ile bu durum geçer. Protein ya da yağlı gıdalar 2-4 saat midede kalmaktadır. Su için böyle bir şey söz konusu değildir. Kişi açlığını su ile geçiriyor ve daha sonra da yemek yemiyorsa metabolizması ona uygun olduğundan zayıflıyor olabilir. Su içerek idrarla yağ da atılamaz. "Su, yağları eritir" inanışı doğru değildir. Ayrıca kalp hastalarının soğuk su içmemeleri de çok doğru değil. Çünkü soğuk su yemek borusunun soğumasına ve damarlarda büzüşmeye neden olur.
 HERKESİN VİTAMİN İHTİYACI FARKLI
Büyüme ve gelişme çağında, hamilelikte, ileri yaşlarda, kronik hastalığı olanlarda, alkolizmde eksikliği saptanan vitaminler kullanılmalı. Gerekli olan vitamin miktarı genellikle tavsiye edilen günlük miktar RDA olarak tanımlanmaktadır. Bu değerler ürünlerin etiket bilgilerinde yer alıyor. Belirli grupların özel vitaminlere daha fazla ihtiyacı var. Örneğin çocuklar (D vitamini), hamile kadınlar (folik asit), yaşlılar (D vitamini), sigara içenler (C vitamini), çok alkol tüketenler (B1 vitamini) veya vejetaryenler (B12 vitamini) belirli vitaminlere daha fazla ihtiyaç duyarlar.
 FAZLA C VİTAMİNİNE DİKKAT!
C vitamininin fazlası böbrekler yoluyla dışarı atılır. Ana metabolitlerinden birisi oksalattır. Bu nedenle yüksek dozda uzun süre kullanımı, oksalat taşları oluşturur. Ayrıca C vitamini mide asidini artırır. Anemik hastalarda demirle birlikte C vitamini alınması önerilir; ancak demir birikimi olan hemokromatoz durumlarında ve hemolitik anemilerde C vitamini önerilmez. Uzun yıllardan beri C vitamininin soğuk algınlığından koruyucu etkisi üzerinde duruluyor. Bu konuda yapılan çalışmalar sonucunda C vitamininin profilaktik etkisi tespit edilmedi. Ancak soğuk algınlığı geçiren kişilerde hastalık süresini kısalttığı ve semptomların ciddiyetini azalttığı bildiriliyor. Sigaranın, C vitamininin kandaki düzeyini düşürücü etkisi olduğundan, sigara içenlerin normallere göre 2 kat daha çok C vitamini almaları gerekiyor."
 -ntvmsnbcSu İçmek Zayıflatır mı?

Bu Besinleri Çocuğunuza Yedirmeyin

Araştırmalar, son yıllarda çocuklarda artış gösteren böbrek ve üriner sistem taşlarına genetik faktörlerin yanı sıra beslenme, yetersiz sıvı alımı ve iklim değişiklikleri gibi çevresel faktörlerin neden olduğunu gösteriyor.
 
Çocuklarda üriner sistem taşlarının böbrekleri zedeleme riski taşıdığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaarslan Bıyıklı, idrarda kanama, karın ağrısı, idrar yolu enfeksiyonu gibi yakınmalarla doktora başvurulduğunu söyledi.
Doç. Bıyıklı, Ultrasonografi ile tanı konamayan olgularda tomografiden de faydalanılabilir. Çocuklarda taş saptandığında mutlaka nefrolojik değerlendirme yapılmalı, altta yatan metabolik bozukluk araştırılmalıdır. Küçük çocuklarda ve bebeklerde idrar örneği yeterliyken, büyük çocuklarda 24 saatlik idrar toplanması ile idrar elektrolitlerinin incelenmesi uygun olur. Taş düşüren hastalarda mutlaka taş analizi yapılmalıdır dedi. 
BU BESİNLERİ ÇOCUĞUNUZA VERMEYİN!
Doç. Dr. Neşe Karaarslan Bıyıklı Su tüketiminin artırılmasının yanı sıra tuz kısıtlaması, hayvansal besin tüketiminin kısıtlanması, sebze-meyve ağırlıklı beslenme önemlidir. Cips, kraker, çikolata, çerez gibi hazır gıdalar, çay ve kahve gibi çocuk beslenmesinde yer almaması gereken içecekler taş oluşumuna zemin hazırlıyor. Bazı ilaçların kontrolsüz tüketimi de taş oluşumunda önemli bir yer tutuyor diye konuştu.


Çocuklarda böbrek taşı büyüklüğünün 1 cm ve üzerinde olduğu durumlarda taş kırma ya da cerrahi tedavi uygulanabiliyor.  -ntvmsnbcBu Besinleri Çocuğunuza Yedirmeyin

Güzel ve Aydınlık Bir Cilt İçin

Lekeli ciltlere üzüm çekirdeği, dut ve meyan kökü ekstresi; kuru ciltlere jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masaj; yağlı ve akneli ciltlere beyaz kil maskesi ile deniz yosunu özü; normal ciltlere ise avokado yağı ile masaj öneriliyor.

Daha güzel, daha genç, daha aydınlık bir cilt, profesyonel bakımla mümkün olabiliyor.

Uzmanlar, lekeli ciltlere üzüm çekirdeği, dut ve meyan kökü ekstresi ile bakım ve orta derinlikte peeling; kuru ciltlere jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masaj; yağlı ve akneli ciltlere ise beyaz kil maskesi ile deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi ile bakım ile genç ve sağlıklı bir cilt ile zamana meydan okunulabileceğini belirtiyor.

Normal cilde oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılırken; hassas cilt bakımında yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcıların kullanılabileceği ve K vitamini ile damar duvarlarının güçlendirilebileceğini ifade ediliyor.


Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Muhterem Polat, derinin organizmayı dış etkenlere karşı koruyan, sıvı ve ısı dengesini sağlayan, salgı yapan, duysal ve immünolojik işlevi olan, insan vücudunun yaklaşık 2 metrekaresini kaplayan en büyük organ olduğunu söyledi.

Çevredeki değişikliklerden ilk olarak cildin etkilendiğini, cildin iç ve dış ortam arasında bariyer görevi yaptığını belirten Polat, çevresel ve mevsimsel değişikliklere uyum sağlayamayan cildin zamanla inceldiğine ve yıprandığına dikkati çekti. Polat, cildin, güneş ışınları, olumsuz çevre koşulları, uzun süreli rahatsızlıklar ve ilaç kullanımı, hormonlu gıdalar, dengesiz beslenme ve sigara gibi etkenlerle yıprandığını dile getiren Polat, zamanla ciltte kırışıklıklar, sararma, kahverengi lekeler, ince kırmızı damarlanmalar gibi renk değişikliği, gevşeklik ve esneklik kaybı gözlendiğini ve bu durumun bakımsızlık halinde daha da hızlandığı uyarısında bulundu.

Polat, zamanın ve olumsuz faktörlerin cilde vereceği zararın azaltılması ya da geciktirilmesinin cilt yapısına uygun bakımla mümkün olduğunu belirterek, cilt bakımının yanlış uygulandığında da zararlı olabileceğini belirtti.


KURU CİLT, ERKEN KIRIŞMAYA MÜSAİT
Bakımın, kişinin cilt tipine göre yapılması gerektiğinin altını çizen Polat'ın verdiği bilgiye göre, kozmetik kullanımına ya da güneş hasarına bağlı, gebelik sırasında veya ilaçlara bağlı oluşan lekeli ciltlere pretinol, glikolik bileşik, vitamin C, vitamin E, üzüm çekirdeği ekstresi, dut ve meyan kökü ekstresi aktif içerikleri ile temel bakım öneriliyor. Aydınlatıcı komplex serum ve maskeler kullanılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular uygulanıyor. Daha iyi sonuçlar için orta derinlikte peeling yapılması tavsiye ediliyor.

Gözenekler küçük, ince bir üst deriye sahip, yağ salgısı normalin altında özellik taşıyan, mat ve nem oranı düşük kuru ciltler, erken kırışmaya müsait oluyor. Soğuk hava, rüzgar, uv ışınları, kötü hava şartları cildin kötüleşmesine yol açabiliyor. Kuru ciltlerde erken yaştan itibaren bilinçli bir bakım uygulanırsa, erken yaşlanmanın önüne geçilebiliyor.

Kuru cilt bakımında, nazikçe cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor. Vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, co-enzyme Q-10 aktif içerikleri ile serbest oksijen radikalleri gideriliyor, allantoin, bisabolol, maya extract aktif içerikleri ile yatıştırılıyor. Cilt özelliğine göre maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Hyaluronik asit ve gliserin ile nemlendiriliyor, jojoba yağı, primrose oil, avokado yağı ile masajdan sonra UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular öneriliyor.

YAĞLI CİLTLERDE SARKMA RİSKİ YÜKSEK
Parlak görüntülü yağlı ciltlerde ise parlaklık yüzün her bölgesinde görülüyor ve gözeneklerin içi dolu, siyah nokta ve sivilce oluşumuna müsait oluyor. Yağlı cilt, daha uzun süre diri kalıyor, daha az çizgi olu
şabiliyor, ancak bakımına dikkat edilmezse sarkma riski artıyor. Yaşlandıkça kırışıklıktan çok derin çizgiler belirgin hale geliyor.

Glikolik bileşik, cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı ve genç bir görünüm sağlıyor, genişlemiş gözeneklerin görünümü azalıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucudur. Aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği bulunuyor. Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını teşkil ediyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi de yağlı ciltlerde öneriliyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekl
er ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan mikronize çinko oksit ve titanyum dioksit filtreler içeren koruyucular ile yağlı cilt bakımı tamamlanıyor.

OLGUN CİLTLERİN BAKIMINDA ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ EKSTRESİ
Kadınların ciltlerinde, menopoz öncesinde, sırasında ve sonrasında hormonal değişikliklere bağlı olarak sivilcelenme, tüylenme, lekelenme ya da çizgilerin çoğalması gibi durumlar gelişebiliyor.

Olgun cilt bakımında cilt ölü hücrelerden arındırılıyor, kir ve makyajı temizleniyor, E vitamini, Co-enzyme Q-10, C vitamini, üzüm çekirdeği ekstresi, yeşilçay özü, papaya enzimi, retinyl palmitate aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Peptid içeren serumlar, lifting maskeler ile bakımın etkinliğini arttırdıktan sonra yine koruyucular sürülüyor.

NORMAL CİLTLERE AVOKADO YAĞI İLE MASAJI
Ortalama gözenekli normal ciltlerde ise burun ve çenede daha çok gözenek olabiliyor, ancak siyah nokta ve sivilce sorunu görülmüyor. Yaş ilerledikçe derinin güzelliğini ve kalitesini kaybetmemesi için genç yaşlardan itibaren koruyucu bakım uygulanması ve doğru bakım ürünleri ile cildin desteklenmesi tavsiye ediliyor.

Normal cilt b
akımında da cilt, ölü hücrelerden arındırıyor, temizleniyor ve vitamin E, Superoxide dismutase, green tea extract, aloe vera, co-enzyme Q-10, allantoin, bisabolol, maya extract, GM glukan aktif içerikleri ile temel bakım yapılıyor. Oksijen veren maskeler ile bakımın etkinliğini arttırılıyor. Avokado yağı ile masajın ardından UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular kullanılıyor.

HASSAS CİLTLERE K VİTAMİNİ
Açık tenli ve renkli gözlü insanlarda hassas cilt yapısı görülüyor. Bariyer fonksiyonu azalmış olan bu cilt, üzerine sürülen herşeye karşı savunmasız olduğundan, yumuşak ürünler kullanılıyor.

Ciltteki hassasiyet uygun cilt bakımı ile kontrol altına alınıyor. Ceramidler, cholesterol, linoleik ve linolenik asit, dimethicon, cyclomethicone cildi koruyan ve epidermisi güçlendiren aktif içerikler, nemlendirici ve antioksidanlar bu bakımın temelini oluşturuyor. Yeşil çay, aloe vera, yaban mersini, ahududu gibi yatıştırıcılar kullanılıyor. K vitamini ile damar duvarları güçlendiriliyor ve UVA ve UVB'ye karşı tam koruma sağlayan koruyucular uygulanıyor.

AKNELİ CİLTLERE DENİZ YOSUNU ÖZÜ
Gözeneklerin içinde şeffaf yağ birikimleri olan akneli ciltlerde, glikolik bileşik cildin doğal pH'sı ile uyumlu olarak en hassas ciltlerde bile sağlıklı genç bir görünüm sağlıyor. Genişlemiş gözeneklerin görünümünü azaltıyor ve tıkalı gözenekleri açmaya, yağ salgısını düzenlemeye yardımcı oluyor. Salisilik bileşik gözeneklerdeki yağ blokajını azaltan lipidde çözülebilen bir soyucu olarak kullanılıyor ve aynı zamanda yağlı, problemli ciltler için çok gereken antimikrobik, antiseptik özelliği içeriyor.

Komedon temizliği yağlı cilt bakımının en önemli parçasını oluşturuyor. A vitamini, laktik asit, deniz yosunu özü, lipozom maya konsantresi uygulanıyor. Fransız beyaz kil maskesi ile yağlı parlak görünüm, genişlemiş gözenekleri ve sivilceler kontrol altına alınıyor, cilt arındırılıyor ve onarılıyor. Son adımda güneş koruyucu uygulanıyor.

Bunların dışında modern hayatın getirmiş olduğu stres, kirlilik, güneş ve serbest radikallere maruz kalan ciltler de temizlenip, arındırıldıktan sonra yoğun C vitamini, retinol, super okside dismutase, co-enzyme Q-10, yeşil çay aktif içerikleri uygulanıyor.

Antioksidan serumlar ve maskeler ile bakımın etkinliği arttırılıyor ve koruyucu ile bakım tamamlanıyor.

 
-NTV- Güzel ve Aydınlık Bir Cilt İçin